Hükümeti Devirmek

Türk bankaları çalışanları sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Sonra Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık.

Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti- kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da kalmadı. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek vermek için toplanan insanların fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak
yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu: 
Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler
yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorgulamaya başladılar:

Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi
çalışıyor?
Brezilya, Çin ve Türkiye fazla sermaye çekmenin cezasını mı ödüyor?
Tayyip Erdoğan’ın kellesini isteyenler onu Salvador Allende zannediyor 
“Do your worst, we will do our best” 

Salvador Allende 4 eylül 1970’teki seçimlerde %37 civarında bir oy alınca bazı sermayedarlar ve Şili’de yatırım yapan Amerikan firmalarının yöneticileri mosmor oldular. Çünkü CIA raporlarına göre bu beklenmeyen bir durumdu. 14 eylül günü Şili’nin en zengin adamı olan Agustín Edwards Eastman yardım istemek için Nelson Rockefeller ile görüşmeye gitti. Ertesi gün CIA başkanı Richard Helms’in bürosundaydı. Aynı günün akşamı ABD başkanı Richard Nixon Şili’de darbe ortamı hazırlanması için gerekli emri vermişti. Tencere tava çalarak sokaklarda yürüyen kadınlar, ülke lojistiğini felç eden kamyoncular grevi … Bütün bunlar ITT (International Telephone & Telegraph) gibi firmalar kanalıyla finanse edilen eylemlerdi. Şili’nin tarihini bilen okurlarımız faşist diktatör Pinochet’in başa geçişini ve liberal bir diktatörlük kurarak nasıl kan döktüğünü, bir yandan da ülke kaynaklarını kimlere peşkeş çektiğini bilirler. Yanlış okumadınız, “liberal diktatörlükler” vardır ve Hayek gibi liberal düşünürler, Thatcher gibi liberal siyasetçiler de Pinochet’ye destek olmuşlardır.

Tayyip Erdoğan’a gelirsek…Taksim olaylarından çok daha önce Wall Street Jurnal, BBC Türkiye, CNN ve Newyork Times gibi kanallarda akla ziyan yorum ve haberlerle kamuoyu oluşturmaya çalışan gazetecileri dikkatle izlediniz mi? Ortada bir tuhaflık var gerçekten. Türkiye’deki gazeteciler neredeyse hiç bahsetmediler ama Tayyip Bey ve saz arkadaşları son zamanlarda bir eşek arısı kovanına çomak sokmuştu. Çomak sokmak ne kelime, tekmeyi vurup yuvalarını bozdu hayvanların. “Bizim” gazetecilerimiz kitap yerine birbirlerinin köşe yazılarını okuyarak ekonomi öğrendikleri için bu haberi ıskaladılar. Diğerleri gibi uyumayan bir kaç istisna var tabi, bir tanesi Cemil Ertem idi: “… Bu hafta TCMB çok önemli bir karar aldı. Bankaların Kredili Mevduat Hesapları (KMH) faizine ciddi bir sınırlama getirdi. Burada haksızve fahiş faiz oranı tavanını yüzde 2.2 olarak belirledi. Bankalar, bu hesaplara aylık yüzde 5’e kadar çıkan faizler uyguluyordu. İnanın bu Cumhuriyet tarihinde finans oligarşisine vurulmuş en büyük darbelerden birisidir. KMH’ları liderliğini -bir kamu bankasını dışarıda tutarsak- İş Bankası yüzde 20 ile elinde bulunduruyordu. Bakın Türkiye’de finans oligarşisinin hortumunu kestiğinizzaman ya da objektif koşullar gereği, finans oligarşisi gerilediği zaman, rejim önce sallanır, sonra değişir. Tabii darbe ile… 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat 1997… Hep böyle olmuştur. Çok yazdım ama yine yazayım; 28 Şubat’ın en ciddi ekonomik nedeni, Erbakan’ın faizleri hızla düşürecek -çünkü kamu borçlanma gereği de aşağıya geliyordu- havuzsistemi idi. Bu sistem, kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) hesaplarını bir kamu bankasında topluyor ve KİT’ler yine, ihtiyaçları olduğu zaman, bu ortak havuz hesabından düşük faizle borçlanabiliyorlardı. Bu faizleri hızla aşağıya çekecek bir uygulama olduğu gibi, finans oligarşisinin faiz hortumunu kesiyordu. Sonuçta 28 Şubat oldu ve bunun gibi birçok hortum yeniden -askerle- tesis edildi …”

Evet, paranın değeriyle oynayabilen, çalışmadan insanların sırtından geçinen bu eşek arıları, bu kravatlı eşkıyalar sırf Tayyip Bey istedi diye bal arısına dönüşecek değiller. Ellerinden geleni yapacaklar. Türkiye’nin başına itaatkâr bir diktatör koymak istiyorlar. Ahlaken yanlış ama stratejik olarak “doğru” hareket ediyorlar. Peki Amerikan halkının ve Avrupa Birliği halklarının yüzmilyarlarca dolarını dolandıran finans lobisi durdurulabilir mi? Kanaatimce evet. Ama bunun yol ve yöntemini bir başka yazıda anlatalım. Soğuk savaşın bittiğini fark etmemiş olan, 20ci asır taktikleriyle hükümet devirmeye çalışan eşek arılarına da anlayacakları lisan ile yani Churchill’in kelimeleriyle cevap verelim: “Do your worst, we will do our best

Tayyip Erdoğan’a karşı küresel bir komplo var mı?

Bazen komplo teorisi paranoyak değildir.

John F. Kennedy kendi ülkesindeki silah lobisine alıştıkları kırmızı halıyı sermedi. Silah lobisi CIA ve Pentagon’daki bağlantılarını kullanarak türlü baskılar yaptı ama nafile. Kennedy ailesinin dinî inançları ve en mahrem ayrıntılarına kadar özel hayatı da basın yoluyla bu baskıya meze yapıldı, olmadı. Kennedy öldürüldü.
Yani komplo teorisi yoktu, komplo vardı, hükümete kurulmuş gerçek bir tuzak. Medya patronları, iş adamları, istihbarat ve ordu mensubu devlet memurları tuzak kurmuşlardı. Kime? Oyla seçilmiş meşru bir devlet başkanına. Kennedy kameraların önünde yediği kurşunlarla öldükten sonra da komplo devam etti. Bazı polislerin, savcı ve hakimlerin dahil olduğu bir çete gerçek katilleri bir müddet korumaya çalıştı; bir kaç keskin nişancının aynı anda ateş ettiği profesyonel saldırı bir akıl hastası tarafından yapılmış gibi gösterildi. Vakti olanlara tavsiye ederim, Kennedy cinayetini biraz araştırın. Amerikan derin devletini tanıyın. Bu derin devlet gerçekten vardır. Yani halkın parasını ve devletin gücünü kendi çıkarları için kullanan yasa dışı VE yasalar üstü bir çete mevcuttur. Bu çeteyle tanışmak için “Amerika Tedavi Edilebilir mi?” isimli kitabımız da okunabilir.

Gelelim Tayyip Erdoğan’a. Taksim olayları sırasında gençlerin “iç ve dış mihraklara alet oldukları” suçlaması yapıldı. Temkinli kalemler ise “komplo teorilerine prim vermeyelim” dediler. Kırıp döken bazı göstericilerin arasında yabancı pasaportlu insanlar yakalanınca “dış mihrak” şüphesi kuvvetlendi. Batı’da prestij kazanmış gazete ve televizyon kanalları da tuhaf işler yaptılar: Köpeğe gaz sıkan bir İtalyan polisini Türk polisi diye yutturmaya kalktılar meselâ. Türk gazetelerinden böyle şeyler görmeye alışığız ama Avrupalıları daha ciddî bilirdik. Bunlarla aynı anda, bazı insan hakları dernekleri olayların başlamasından sonra bir  Hükümeti evirmek isteyen birileri mi var?

9 saat bile geçmeden rapor yayınladılar. Twitter’daki garipliklere zaten saymakla bitmez. Bütün bunlar önden hazırlık yapıldığı hissi veriyordu ama buna dayanarak bir hükümet darbesi iddiasına giremeyiz tabi. Birilerinin kötü niyetine işaret edebiliriz en fazla. Peki nedir hükümet darbesi? Bir hükümet nasıl devrilir? 1917 evriminin orkestra şefinden, Troçki’den dinleyelim: “… Darbe politik değil teknik bir iştir. Sınırlı bir alanda, devletin  hayatî organlarına dosdoğru ve sert bir şekilde vuracak teknisyenler gerekir. Dolayısıyla darbeyi mümkün kılmak sosyal ve politik çabalarla olmaz. Organizasyon, taktik ve teknik bilgi ister …” (Darbe Tekniği – Curzio Malaparte) Yani hayati sistemleri, yolları, limanları vs kilitliyorsunuz. Devirmek istediğiniz hükümetin
ülkeyi yönetemediğini bir şekilde ispat ediyorsunuz ve basın kanalıyla halka duyuruyorsunuz. Tıpkı Salvador Allende örneğinde olduğu gibi ulaştırmayı felç ederek enerji, yiyecek vs sevkiyatını aksatıyorsunuz. Hemen ardından kendi adamlarınızı başa geçirip kilitlediğiniz sistemleri tekrar açıyorsunuz. Böylece hedefinize göre “komünizm / kral / islamcılar / … gitti, biz geldik, ortalık düzeldi” diyorsunuz. Ülkeyi kurtaran millî kahraman rolüne geçiyorsunuz.

Teknik olarak mesele bu da… Türkiye’de darbe yapmak eskisi kadar kolay değil. Türk ordusu normalleşmekte. AKP’yi sevmeyen subaylar bile böyle eşkiyalıkla bir yere varılmayacağını anladı zaten. Özetle ulusal menzilde, ulusal ordu, ulusal basın vs yoluyla darbe yapılamıyor. Bu tabi artık hiç darbe girişimi olmayacağı anlamına gelmiyor. Yaklaşık iki yıl önce şunları söylemiştik:

“… Troçki’nin teknik darbesini yapmak artık mümkün değil. Aslında teori yine doğru. Ama stratejik yerler eskisi gibi garlar, limanlar değil. “Küreselleşme” demeye alıştığımız ama özünde entegrasyon bulunan bir olgu var. Yani trenler, gemiler yine önemli ama bilgi ve para internet üzerinden ışık hızında hareket ediyor. Bu sebeple Türkiye büyüklüğündeki bir ülkede darbe yapmak için bankaları, yabancı borsaları, internet hizmet sağlayıcıları, uzaydaki haberleşme uydularını da kontrol altına almak gerek. […] Küresel darbeler dönemine girdiğimizi söylemek sanırım yanlış olmaz …”

Evet, Türkiye’nin, özellikle de Tayyip Erdoğan’ın son yıllarda yaptığı bir çok iş var ki bazı küresel güçleri rahatsız etmekte. Bu sebeple sadece AKP’ye karşı değil Erdoğan’ın şahsına dönük bir nefret birikti. Bu anti-Erdoğan cephesinde doğal olarak yerli Ergenekon çetesinin mensupları var. Ama esas güç dışarıdan geliyor:

1.  Türkiye’deki bankaların disiplin altına alınması sebebiyle faiz lobisi, 
2.  İslâm alemini birleştirme çabaları sebebiyle enerji ve silah lobisi, 
3.  Petrol boru hatları konusunda Rus firmalara çalım ve Rus tercihlerine nanik yapılması sebebiyle Moskova, 
4.  Sanayi ihracatındaki artış, Türk ihracatçıların doğrudan Alman ve Fransız pazarlarını kapması sebebiyle mağdur olan Avrupalı firmalar, 
5.  “One minute” ve Mavi Marmara olaylarıyla gücü test edilen ve biraz kof çıkan İsrail… 

Evet, tahmin ediyorum ki anti-Erdoğan ekibi uzun zamandır diş gıcırdatıyordu ve ağaçları korumak isteyen çevrecilerin masum eylemi bu ekibe bekledikleri fırsatı altın bir tepside sunmuş oldu. Bu seferlik maskeleri düştü zannediyorum. Ama bu bir daha küresel darbe olmayacak demek değil. Türkiye yükseldikçe mücadelesi de zorlaşacaktır.

Peki çevreciler ne yapabilirdi bu komploya alet olmamak için? TMK mağduru çocukları başarıyla savunan Mehmet Atak’ın bir zamanlar inernette çok güzel açıkladığı gibi çevrecilerin eylemi yapıp bitirmeleri gerekirdi. Ucu açık, ne zaman biteceği belli olmayan, hedefi açıkça ilân edilmemiş bir eylem her zaman uzama riski
içerir. Eylem uzadıkça amacından sapar ve çapulcular, provokatörler vs araya karışır. Hepsine geçmiş olsun diyorum. Artık eve dönebilirsiniz.

Mikroekran'a kaydol! Geri Bildirim / İçeriği Şikayet Et