Kızıl Mars

Fazla kitap okumamak ne kadar kötü birşey. İlk bilim-kurgu romanımı okudyup ve bitirince daha da anladım bu duyguyu. Sinemada bilim-kurgu sever biri olarak çok etkilendim kitaptan. Niye şimdiye kadar okumadım diye kendimi ayıpladım. Bundan sonra bilim-kurgu romanları sıkı durun ben geliyorum.

Kim Stanley Robinson’un yazdığı Kızıl Mars üçlemeden oluşuyor ve Mars üçlemesi diye adlandırılıyor. Aslında artık klişe bir konu olsa da, kaynağından okumak daha bir başka. 2019 yılında John Boone Mars’a ayak basan ilk insan oldu. 2027 yılında Yeryüzü’nün en iyi mühendisleri ve bilimcileri arasından seçilen İlk Yüz gezegenin yüzeyine indiler ve insanoğlunun giriştiği en büyük mücadele başladı: Atmosfersiz, manyetik alansız ve aşırı soğuk bir gezegeni insanlar, hayvanlar ve bitkilerle dolu bir cennet haline getirebilmek. Kolonileşme ve Terra-kurma çabaları yeni bir toplum düzeni yaratabilecek mi yoksa Yeryüzü’nün bir kopyası mı oluşacak?

Birçok eleştirmene göre Frank Herbert’in Dune ve Isaac Asimov’un Vakıf dizileriyle aynı konumda görülen Kim Stanley Robinson’ın büyüleyici Mars üçlemesi modern bilimkurgunun klasikleri arasında yerini almıştır.

İnsanoğlunun giriştiği en büyük macera başlıyor: Terra-kurmak…

Artık bütün insanlar Mars’ın tarihini biliyor: kızıllığını ve değişken vahşiliğini… Bu yüzden Mars’ın en eski adlarının hepsinin dilde garip bir ağırlık yapması –Nirgal, Mangala, Auqakuh, Harmakhis– şaşırtıcı değil, onları taşıyan kadim dillerden daha da yaşlı, sanki Buz Çağı’ndan ya da daha öncesinden kalma fosil sözcükler gibi geliyorlar kulağa. Evet, binlerce yıl boyunca Mars insani işlerde kutsal bir güç oldu; sahip olduğu renk onu kanı, kızgınlığı, savaşı ve kalbi temsil eden tehlikeli bir güç haline getirdi. Ve böylece buraya geldik. Eskiden bir güçtü; şimdiyse bir mekân oldu.

Mikroekran'a kaydol! Geri Bildirim / İçeriği Şikayet Et